11 Ocak 2016’da “Bu Suça Ortak Olmayacağız!” başlıklı bildirinin kamuoyuyla paylaşılmasının ardından, metnin imzacıları olan Barış İçin Akademisyenler, başta çalışma ve seyahat özgürlükleri olmak üzere türlü insan hakları ihlalleriyle karşı karşıya kaldılar. Haklarında adli ve idari soruşturmalar açıldı, kamu görevlerinden ihraç edildiler, pasaportlarına el konuldu. Birçoğu tehditlerin ve linç kampanyalarının hedefi oldu, yaşadıkları yerlerden ayrılmak ve hatta ülke dışına çıkmak zorunda kaldılar.

Nisan 2016’dan bu yana Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından yürütülen Barış İçin Akademisyenler davalarında 652 akademisyen yargılandı, 136 akademisyen için ise 15 aydan 3 yıla kadar farklı cezalar istendi. Uluslararası sözleşmelere taraf olan Türkiye Cumhuriyeti ifade özgürlüğünü anayasal bir hak olarak tanımaktadır. Ancak bugün ifade özgürlüğü, hiçbir delile dayandırılmayan iddianamelerle açıkça ihlal etmektedir.

Ancak bu yargılama sürecinde yeni bir dönemece gelinmiştir. Farklı Ağır Ceza Mahkemeleri aynı suç isnadına farklı cezalar vermeye, giderek verilen cezayı yükseltmeye başlamışlardı ki, dava sürecinde bir ilk yaşanıyor. İstinaf Mahkemesi Prof. Dr. Füsun Üstel hakkında verilen mahkûmiyet kararını onamış bulunuyor. Bu ülkenin yetiştirdiği en değerli akademisyenlerden biri tutuklanıp cezaevine gönderilecek!

Füsun Üstel derslerine değil cezaevine girecek!

Öğrencilerinin ödevlerini titizlikle okumak yerine “görülmüştür” damgalı mektuplar okuyacak!

Yazdığı, çevirdiği, derlediği yedi kitap cezaevinin kütüphanesinde var mıdır bilemeyiz, ama Füsun Hoca cezaevinde de yazmaya devam edecek!

Kuşkumuz yok, Füsun Hoca cezaevinden başı dik, gönlü zenginleşmiş olarak çıkacak.

Füsun hoca yazdıklarıyla zihinlerimizi aydınlatmaya devam edecek.

Yine de henüz geç değil; hala tüm ulusal ve uluslararası demokratik kamuoyunun yükselteceği güçlü bir itirazla bu tutsaklık engellenebilir. Füsun Üstel yalnız değildir ve sözü sözümüzdür. Barış istemek suç değildir!